The Hobbit, or there and back again

the-hobbit-first-edition

Bir çok kitaptan bahsederken  iyi, çok iyi, harika hatta olağanüstü gibi sıfatlar kullanılabilir. Biraz daha az sayıda kitaptan bahsederken ise iyi, çok iyi, harika hatta olağanüstü gibi sıfatlar haklı olarak kullanılabilir. Daha da az sayıda kitap, okunduktan saniyeler sonra, insanda hüzün eşliğinde gelen bir tekrar okuma/hiç okumamış olma isteği uyandırır. Bu kitapların iyi kitaplar olduğu rahatlıkla söylenebilecekken, herhangi bir kitabın iyi olması, okuyan üzerinde böyle bir etki yaratacağını garantilemez. Bulantı’nın çok iyi bir kitap olduğunu söyleyen birisi haksız sayılmaz, ama kitap bittikten sonra aklından “Roquentin’i şimdiden özler oldum, keşke şu kitabı hiç okumamış olsaydım da sıfırdan başlayıp bütün sancılarını onunla birlikte tekrar yaşayabilseydim” diye geçireceğini sanmıyorum. Çünkü, ne kadar iyi olduğundan tamamen bağımsız olarak, okuyucuda o etkiyi yaratacak bir kitap değil.

The Hobbit(ya da Bilbo’nun kullanmayı seçtiği başlığı kullanacak olursak There and Back Again), okuyucuda o etkiyi yaratan bir kitap.

Bir çok tanıtım yazısına göre rahatına düşkün hobbit Bilbo Baggins’in on iki cüce ve beyaz büyücü Gandalf ile yaşadığı rüyalarında bile göremeyeceği bir dizi macerayı, gerçekte ise on iki cücenin boylarını aşan –espri yok- bir maceraya atılmalarını ve hayatlarının Gandalf, ilk başta burun kıvırdıkları Bilbo ve dakikliği kendilerine prensip edinmiş dev kartallar tarafından defalarca nasıl kurtarıldığını anlatan roman, büyük ihtimalle çoğu kişinin bildiği üzere meşhur Yüzüklerin Efendisi serisi için de bir giriş bölümü niteliği taşıyor.

Eğer Peter Jackson’un yakın zamanda çektiği filmleri izlediyseniz ve olaylar ve karakterleri ilgi çekici bulmanıza rağmen çok fazla şey gördüğünüz için kitabı okumaktan sıkılacağınızı düşünüyorsanız, şunları okuyup tekrar düşünmenizi istiyorum:

Çok fazla şey gördüğünüz doğru. Edebiyat uyarlamalarının genelde en çok eleştirildikleri nokta kitaptaki detayları atlamış olmaları olsa da Peter Jackson’un filmlerinde bu bir -hatta birkaç- adım öteye taşınmış ve atlanan detayların yerine kitapta olmayan yeni olaylar, karakterler ve diyaloglar eklenmiş. Zaten 350 sayfalık bir kitaptan üç saate yakın üç film çıkarmanın bundan başka çok da fazla yolu yoktur herhalde. Bunu filmleri eleştirmek amacıyla söylemiyorum, şu an öyle yapmak konunun dışına çıkmak olurdu ve uyarlandığı kitaptan farklı olması tek başına bir filmi iyi ya da kötü yapmaz. Çok fazla şey gördüğünüzü ve artık kitaptan keyif alamayacağınızı düşünüyorsanız, gördüklerinizin bir çoğunun kitapta olmadığını, kitapta da bulabileceğiniz sahnelerin çok daha farklı ve orijinal olduğunu, ve yine kitabın filme alınmayan bir çok detay barındırdığını bilin.

UYARI: Buradan sonrası kitaptaki olaylar hakkında kitabı okumamış insanların bilmek istemeyebileceğini düşündüğüm bilgiler içermektedir.

Hikayede en fazla altı çizilen konuların aç gözlülük, hırs, güç sevdası, bunların ne kadar tehlikeli olabileceği ve insanı hangi noktalara sürükleyebileceği olduğunu söylenebilir. Çocuklara yönelik yazılmış bir kitap olduğunu düşünürsek gayet uygun. Kitabı okuyanlar biraz hafızalarını canlandırırlarsa; Gollum, Smaug, göl kasabasının başkanı ve goblinlerin yaptıklarının ve sonunda başlarına gelenlerin sorumlusunun aynı duygular olduğunu görebilirler(Bu arada belirteyim; orklar ile goblinler, en azından bu kitapta iki farklı ırk değil). Tabii bunlar bir çocuk için ders niteliği taşıyabilecek detaylarken, bir yetişkin için biraz daha düşündürücü olabilirler.

Bir çocuk, gözü dönen ve kitabın başlarındaki yiğitliğinden eser bırakmayacak şekilde aç gözlü bir ruh hastasına dönüşen Thorin’in bir anlık hırsına yenik düştüğünü ve kitabın sonunda(ölüm döşeğindeyken) tekrar doğru yolu bulduğunu görüp rahatlayabilir. Ama büyük ihtimalle bu durum bir yetişkinin aklında rahatsız edici sorular bırakabilir ve bırakmalıdır da. İş işten geçtikten sonra gösterilen pişmanlık ve nezaket ne kadar değerlidir?

Tabii çocuk demişken şunu da belirtmek lazım ki kitabın bir çocuk romanı olduğu söylense de, çocukların da rahatlıkla okuyabileceği her kitabın çocuk romanı olarak etiketlenmesi bana pek doğru gelmediği için ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Ama bu kitabın kesinlikle küçük yaşlarda okunması gereken klasiklerden olduğu konusundaki fikrimi değiştirmiyor. Çünkü kitap, “bundan neler öğrendik?” ve türevi sorular çıkartılabilecek sahnelerle dolu, ve daha da önemlisi her iyi fantastik hikaye bir çocuğun zihninde hayat bulmayı hak eder.

Şu an en fazla kıskanılacak insanların ne The Hobbit‘i ne de Yüzüklerin Efendisi‘ni okumamış ya da -biraz zor da olsa- filmlerini de izlememiş kişiler olduğu bir gerçek. Ama ne olursa olsun, bu hikayenin en az bir -ideal olarak birden çok- kez okunması gerek. Benim tavsiyem en az bir kez çocukken, en az bir kez de yetişkinken.

resim: Zamanında kaynak göstermeden koymuşum. Büyük ihtimalle ilk baskının kapağı.

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlarınız: