Başak burcu insanları hakkında…

Yazan: Pazartesi, Eylül 28, 2015 0 , Permalink 1

Her burçtan insan hakkında söylenebilecek birtakım şeyler var. Bu yazıda başak burcu olan insanlar hakkında söylenebileceklerden bahsedeceğim.

Başlayalım.

24 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

25 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

26 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

27 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

28 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

29 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

30 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

31 Ağustosta doğmuş olabilirsiniz.

1 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

2 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

3 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

4 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

5 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

6 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

7 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

8 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

9 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

10 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

11 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

12 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

13 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

14 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

15 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

16 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

17 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

18 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

19 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

20 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

21 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

22 Eylülde doğmuş olabilirsiniz.

Resim: Erich Ferdinand(Ben de siyah-beyaz yaptım.)

Konuşmak bedava

Yazan: Perşembe, Eylül 3, 2015 0 , , , , Permalink 2

konuşmak bedava

yazmak da öyle

geç olur vakit

haydi o halde…

                                                      -anonim

a. Facebook’ta paylaşılan bir ölüm haberini beğenmek tam olarak ne anlama geliyor?

b. Facebook demişken…Sık sık gözlemlediğim bir olay var: Birisi bir şey paylaşıyor. Başka birisi de onu görüp, beğenmeden paylaştıktan sonra o paylaşımı ilk yapan kişi “Paylaşmışsın bari bir beğenseydin!” gibisinden bir şey söylüyor. İyi de…Şarkıyı sen mi besteledin be adam! Ya da resim diyelim, tabloyu sen mi yaptın! Sen paylaşırken Jack Nicholson’dan ya da Bruno Mars’tan izin aldın mı? Bu tepki o kadar benimsenmiş ki bazıları bir şeyi paylaşmadan önce altına bir yorum bırakıp “İzninle paylaşıyorum.” ya da “İzninle çalıyorum.” diyor. Ne için kimden izin istiyorsunuz?

Eğer…

Yazan: Perşembe, Ağustos 13, 2015 0 , , , Permalink 0

İnsan içindeyken birden ter kokuyor olabileceğinizden endişelenip, hızlı bir şekilde anlamak için omzunuzun arkasını kaşır gibi yapıp kimseye çaktırmadan derin bir nefes alıyorsanız, kredi kartınız ile ödeme yaparken kasiyere “şifrenizi şuraya girin” dedirtmeden şifrenizi hızlı bir şekilde girebilmek için hazır bekliyorsanız, dolmuşun en arkasındayken şoföre “müsait bir yerde” demeden önce sesinizi duyuramayıp rezil olma korkusu yaşıyorsanız, çıkarken iyi günler ya da iyi akşamlar dilediğiniz bakkal size karşılık vermediğinde sinirleniyorsanız ve aklınızdan “bende kabahat senin gibi….” gibisinden bir cümle geçiyorsa, para çekmek için bankamatiğe gittiğinizde önünüzdeki adam/kadın -ama genelde yaşlı birisi- bir hesaba yatırmak üzere cüzdanından para çıkartıp düzeltmeye başladığında ömrünüzden yıllar geçiyormuş gibi hissediyorsanız, kalabalık bir ortamda muhabbet esnasında bir dizi kahkahayla karşılanacağından emin olduğunuz, kitaplara geçmeye layık son derece zekice bir espri yaparken diliniz üst üste iki kere sürçüp sizi kıpkırmızı bırakıyorsa ve yine de gülen insanların esprinin gerçek potansiyelini gördüklerinden mi yoksa size acıdıklarından mı güldüklerine emin olamayıp kendi kendinizi yiyorsanız, yolda uzakta tanıdığınız birini tam birbirinizi geçme anında görüp o anın şaşkınlığıyla arkanıza da dönemeyip yürümeye devam ettiğinizde ne kadar ayıp etmiş olabileceğinize canınız sıkılıyorsa, kredi kartınız ile bir şey almaya gitmeden önce limitin yeterli olduğunu gayet iyi bilmenize rağmen “bir de yetersiz limit deyip beni rezil ederse” düşüncesiyle her ihtimale karşı nakit de çekiyorsanız, sınavdan kaç beklediğiniz sorulduğunda yüksek bir sayı söylemeye utanıyorsanız, uzak akrabalarınıza yapacağınız başın sağ olsun ya da iyi bayramlar aramaları öncesi telefonu çevirene kadar nasıl konuşacağım diye bin bir takla atıyorsanız, çoğunun yeni tanıştığınız insanlardan oluştuğu bir toplulukta muhabbet esnasında sürekli sessiz kalıyor, dakikalar ilerledikçe bu yüzden gitgide daha çok geriliyor ve kimsenin pişkin bir şekilde “ee sen hiç konuşmadın ya” gibi zekice bir gözlemde bulunmaması için dua ediyorsanız, tek başınıza sinemaya gitmek sizin için topluluk önünde konuşma yapmak gibi bir şeyse, sizden yaşça büyük birisi eve paket servis ile yemek getirdiğinde “bahşiş versem mi vermesem mi? Ayıp olur mu?” gibi sorular ile canınızı sıkıyorsanız…

Büyük ihtimalle boku yediniz. Her sene düzenli olarak kanser taramaları yaptırmanızda fayda var…

Justin Bieber vs Led Zeppelin

Kısa bir süre önce, güvenilirlik derecesi ne bilgim dahilinde ne de umrumda olan bir kaynaktan Justin Bieber’ın birkaç ay sonra masum kulaklara taciz girişimlerinde bulunmak amacıyla ikinci kez ülkemiz topraklarına adım atacağını duydum. Doğal olarak ilk başta pek önemsemedim ama bir süre sonra aklıma iki şey geldi. Birincisi Justin’in(kendisine hayranları gibi bu şekilde seslenmeme izin vardır diye umuyor ve yine de bu yazıyı okuduğu zaman bu samimiyetime bozulursa hitap şeklimi düzelteceğime söz veriyorum) ülkemizde geçtiğimiz yıllarda verdiği konser öncesi haberlerde gördüğümüz ağlayan, sızlanan ve ses tellerinden doğru kullanılması halinde çeşitli korku filmlerine büyük katkıları olabilecek bir dizi titreşim yayan genç kızlar. İkincisi de başka bir dertleri yokmuşcasına bu çocukları eleştiren, onlarla alay eden ya da onları müzik tercihlerinden dolayı aşağılama çabalarına girişen bir grup -büyük bir grup- insan. Etrafta kafaya takıp eleştirecek sayısız şey mevcutken birçok insanın birbirini ne kadar boş konularda eleştirdiği ile ilgili farklı örnekler içeren farklı bir yazı yazmayı düşünüyordum, bu da ona bir giriş teşkil edebilir sanırım.

Alt Yazı Çevirmenliği Yapmak İsteyenler İçin Örnek Bir Çalışma

Yazan: Pazartesi, Temmuz 20, 2015 0 , , , , Permalink 0

Her ne kadar ülkemizde yapılan dublaj çalışmalarının kalitesi dublajdan çok daha önemli birçok konuda bizden ileri olan ülkelerdekilerle kıyaslandığında gayet iyi de olsa, yapılması mümkün olan en iyi dublajın bile bir filmin kalitesini önemli ölçüde düşürdüğü kanısındayım. Kendilerininkini kaybedip başkalarının seslerini ödünç almış karakterler ne kadar inandırıcı olabilir? Ayrıca dublaj metinleri oluşturulurken karakterlerin konuşma süreleri ve hareketleri de göz önünde bulundurulacağı için, dublaj çevirileri alt yazı çevirileri ile kıyaslandığında gerçeklerden çok daha uzaktır. Tabii ki en iyisi filmi izlediğimiz dili bilip tanımadığımız insanların çevirmenlik becerilerine ve hayal güçlerine muhtaç kalmamak, ama dublaj ile alt yazı arasında bir tercih yapmaya mecbursanız da, alt yazıyı seçin derim.

Tabii durum yukarıda anlattığım gibi olunca da alt yazı çevirmenlerine çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Doğruluk, uygunluk ve estetiği bir tavada kızartmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. Ben de kendilerine yardımcı olabilmek için, anlatma, göster! felsefesinden yola çıkarak izleyip örnek alabilecekleri, bu işin nasıl yapılması gerektiğini görebilecekleri kısa bir alt yazı çalışması yaptım.

İyi seyirler, not almayı unutmayın ve aklınıza takılan herhangi bir şey olursa da bana sorun.

Düşünmen yeter, düşünmemiz yetmez

Yüz yıldır sağ bileği için pek hayırlı olduğu söylenemeyecek bir pozisyonda düşünmekle meşgul olan Düşünen Adam’a sorun bakalım, bunca zamandır düşünüyorsun, sonuç ne oldu diye. Bakalım ne cevap verecek. Ben sizi zahmetten kurtarayım: Hiçbir şey diyemeyecek. Hiçbir şey diyemeyecek çünkü HDMI kablosu, pena, kalem pil ya da kırmızı pul biber gibi, düşünmek de tek başına bir işe yaramıyor. Örneğin ben üniversite sınavını kazanmayı düşünüyordum ama kazanamadım. Sonra tekrar sınava girdim. Yine kazanmayı düşünüyordum. Yine kazanamadım. Demek ki düşünmek yetmiyormuş. Bir de bir şeyi çok düşünürsen/istersen olur diyenler var. Bu lafı uzun uzadıya tartışmaya bile gerek yok aslında. Yıllardır dünyadaki savaşların, hastalıkların ve açlığın bitmesini isteyen, bunu düşünen o kadar insan var örneğin. Ya da ben, yıllardır Rolling Stones’un Türkiye’ye tekrar gelmesini istiyorum. Ne açlık bitti, ne de Rolling Stones Türkiye’ye tekrar geldi…Demek ki bir şeyi çok düşünüp istemek de tek başına yeterli olmuyormuş.

Büyük 2015 Oscar adayları yazısı

Oscar törenlerini her sene izlerim ama uzun zamandır ödül gecesini bu kadar büyük bir merakla beklediğimi hatırlamıyorum. Bunun nedeni senenin en iyi film adaylarındaki iştah kabartan çeşitlilik. Farklı tür ve tarzlarda oldukça iddialı ve başarılı sekiz film ile karşı karşıyayız. Bir bakalım: Oscar’lardan çok festivallere yakışan bir büyüme hikayesi, alanlarındaki en önemli isimler arasında sayılabilecek adamları anlatan dört biyografi, bir müzik ve gençlik filmine benzemeyen bir müzik ve gençlik filmi, tuhaf, cesur ve özgün bir yıldızlar topluluğu draması ve -ekstra bir tanıma ihtiyaç duymadığını düşünüyorum- bir Wes Anderson filmi. Bu yazıyı hepsini izledikten sonra yazmak isterdim ama henüz altı tanesini izleyebildim ve ödüllere iki gün kaldı. O yüzden başarılı yönetmenler ve blogumun sıkı takipçileri Morten Tyldum ve Ava DuVernay’dan özür diliyor, filmlerini ödüllere kadar izleyeceğime maalesef söz veremiyor ve diğer altı en iyi film adayı hakkındaki görüşlerime geçiyorum: