Konuşmak bedava

Yazan: Perşembe, Eylül 3, 2015 0 , , , , Permalink 2

konuşmak bedava

yazmak da öyle

geç olur vakit

haydi o halde…

                                                      -anonim

a. Facebook’ta paylaşılan bir ölüm haberini beğenmek tam olarak ne anlama geliyor?

b. Facebook demişken…Sık sık gözlemlediğim bir olay var: Birisi bir şey paylaşıyor. Başka birisi de onu görüp, beğenmeden paylaştıktan sonra o paylaşımı ilk yapan kişi “Paylaşmışsın bari bir beğenseydin!” gibisinden bir şey söylüyor. İyi de…Şarkıyı sen mi besteledin be adam! Ya da resim diyelim, tabloyu sen mi yaptın! Sen paylaşırken Jack Nicholson’dan ya da Bruno Mars’tan izin aldın mı? Bu tepki o kadar benimsenmiş ki bazıları bir şeyi paylaşmadan önce altına bir yorum bırakıp “İzninle paylaşıyorum.” ya da “İzninle çalıyorum.” diyor. Ne için kimden izin istiyorsunuz?

c. Instagram’a geçelim. Büyük bir grup beğeneni beğenme, takip edeni takip etme, yorum yapana yorum yapma ve takipten çıkaranı takipten çıkarma ilkeleri ile yaşıyor.

“Beni takipten çıkarmış. Ben de onu takipten çıkardım.”

“Resimlerimi beğenmiyor. Ben de onunkileri beğenmiyorum.”

“Yorum atmış. Ben de ona yorum attım.”

Daha mantıklı olduğunu düşündüğüm davranış şekilleri:

-Bir resmi beğeniyorsanız, o resmi beğenin!

-Bir kişinin yaptığı çoğu paylaşımı beğeniyorsanız, onu takip edin!

-Bir kişinin yaptığı paylaşımları beğenmiyorsanız, onu takip ettiğiniz kullanıcılar listesinden çıkarın!

-Bir kişinin bir fotoğrafına yorum yapmak istiyorsanız, onun o fotoğrafına yorum yapın!

d. Paylaşımlardan bahsetmişken, insanların sıklıkla paylaştığı ve başka insanların da ne kadar saçma olduğunu gözden kaçırarak acayip etkilendiği bir muhabbet var. John Lennon’un “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna verdiği cevap. Büyük ihtimalle biliyorsunuzdur ama yine de yazayım. Birisi -sanırım öğretmeniydi- buna büyüyünce ne olmak istediğini soruyor. John da “Mutlu.” yanıtını veriyor. Soruyu soran kişi haklı olarak John’a soruyu yanlış anladığını söyleyince de Lennon “Bence siz hayatı yanlış anladınız.” cevabını veriyor.

Hayır John. Sen soruyu yanlış anladın. Herkes mutlu olmak ister. Ama herkes her işi yaparak, her türlü koşul dahilinde mutlu olamaz. Adam -ya da kadın- da sana orada onu soruyor. Büyüdüğünde hangi işi yapmak, ne ile meşgul olmak seni mutlu eder demek istiyor. Dolayısıyla vermen gereken cevap “Benden başka kimsenin güzel bulmadığı bir kadınla yatakta çıplak yaşayarak savaş karşıtı sloganlar atan bir şarkıcı olmak.” olmalıydı.

e. Sosyal medyadan bahsetmişken, sosyal medyanın hüküm sürdüğü yeni çağ ile birlikte belli başlı aletler sahneyi yenilerine bırakıyorlar. Yeni gelen aletler de ilerde kendilerine ilk başta yakıştırılmamış işleri yaparken görülecekler. Örneğin selfie çubuğu bir cinayet aleti olabilecek.

f. Kasada çalışanlar için bir iki önerim olacak. Malum, kredi kartı ile ödeme yapacak bir müşteri kartının şifresini girerken kendileri havada zigzag çizen uçan daire görmüş gibi yukarıya bakıyorlar. Onun yerine daha doğal görünecek belli başlı hareketler yapılabilir. Örneğin mesaj gelmiş gibi telefonunuza bakabilirsiniz. Bir tanıdığınızı görmüş gibi uzaklara bakarak el sallayabilirsiniz. Bir leke görmüşsünüz de onu çıkarmaya uğraşıyormuşsunuz gibi gömleğinizin -ya da çalıştığınız yer size hangi çirkin şeyi giydiriyorsa- üzerini kazıyabilirsiniz. Bir şey değil.

g. Filmlerde ve dizilerde görmekten bıktığımız ama onların göstermekten bıkmadığı bir sahne var: Erkek ve kadın birlikte dışarı çıkacaklardır. Erkek kadını almaya gelir. Kadın henüz hazır değildir. Erkek salonda kadını beklemeye başlar. Güzelce giyinmiş, saçını ve makyajını yapmış kadın merdivenlerde görünür ve erkek gözüne far tutulmuş tavşan gibi kalır. Lütfen artık şu sahneyi kullanmayın. Hem sıktı, hem de genelde o kadın filmin önceki sahnelerindeki sözde bakımsız haliyle çok daha güzeldir. Tabii bu sahneyi kullanmayın deyip bitirmeyeceğim. Size önerilerim de olacak. İşte bu sahneyi daha renkli/özgün hale getirmek için yapılabilecekler:

-Kadın erkeğin o halini görünce “Şimdi mi aklın başına geldi! Sen beni saçım ve kıyafetim için mi seviyorsun! Şekilci herif!” diyebilir.

-Erkek “Saç ve makyaj biraz abartılı olmamış mı? Sirke mi gidiyoruz?” diyebilir.

ğ. Film ve dizilerden bahsetmişken, özellikle yabancıların çektiklerindeki telefon konuşmaları ne kadar da keskin bir şekilde sonlanıyor dikkat ettiniz mi?

-Akşam şurada buluşuruz. [Akşam diye bir saat varmış gibi kaçta olacağını söylemez.]

-Tamam [Akşam diye bir saat varmış gibi kaçta olacağını sormaz.]

TAK! [Telefon kapatma sesi]

EE nerede o kendine iyi bakmalar, öpmeler, görüşme temennileri? Bazen bir adamla kadın bu şekilde konuştuğunda ben utanıyorum ayıp olmadı mı kadına diye…Yine de kabul etmem gerek ki doğru olan onların yaptığı.

h. Film ve dizilerden bahsetmeye devam ederken, artık yeni romantik konular bulamaz mıyız? Daha taze şeyler…Örneğin zengin çocukla zengin kızın aşkı? Ya da zengin çocukla fakir yetişkinin aşkı? Ya da zengin kızla zengin erkeğin aşkı? Ya da aynı kıza aşık olan üç kızın hikayesi? Ya da aşkı? Neden olmasın? Ben izlerdim.

ı. Birisi size bir şeyi dün gibi hatırladığını söylediğinde ona dün ne yediğini sorun.

i. Yazın çölden gelen sıcaklar, kışın balkanlardan gelen soğuk hava dalgası…İkisinin ortasını bulsak ve bize ait bir şey olsa, kimseden hava almaya ihtiyacımız kalmazdı değil mi?

j. İş görüşmelerinde konuya girmeden önce “Ofisi kolay buldun mu?” diye sormak saçma değil mi? Bir kere kullanılan Türkçe yanlış…“Kolaylıkla buldun mu?” ya da “Kolayca buldun mu?” demeleri gerek. “Kolay buldun mu?” bir ofisin yeri değil, bir matematik sorusu hakkında sorulabilecek bir sorudur. Haydi onu geçtim, bir işverenin düzgün Türkçe konuşmasını beklememek lazım ama böyle bir soruya ne gerek var? Kolay buldun mu? Hayır…Bulamadım…Ne yapacaksınız taşınacak mısınız?

Şimdilik j‘de bırakalım. Yoksa konu çok…

Fotoğraf: Garry Knight(Ben de siyah-beyaz yaptım.)

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlarınız: