İstikrarlı unutkanlar için hayatta kalma rehberi

Yazan: Pazar, Kasım 9, 2014 0 , , , Permalink 0

Unutkanlık, insanoğlu olarak tarih sahnesine ilk adımlarımızı attığımız zamanlardan beri yaşadığımız bir sıkıntı. İki milyon yıllık evrim sürecinin bile bu sorunu ortadan kaldıramadığını düşünürsek, yaşadığımız müddetçe unutkanlıkla baş etmek zorunda olacağımızı söyleyebiliriz. Bu durum herkes için çok büyük bir problem olmasa da, bazıları için unutkanlık arada bir yaşanan “Tüh!” anları ile sınırlı kalmayıp, başlı başına bir yaşam biçimine dönüşebiliyor.

Kendimi de rahatlıkla bu “bazıları” dediğim, sürekli doğum günlerini, randevuları, yapılacak işleri unutan grubun arasında görüyorum ve tecrübeli bir üyeleri olarak kendilerine hayatlarını kolaylaştıracak bazı tavsiyeler vermek istiyorum.

Merak etmeyin. Bulmaca çözmenizi, zihin egzersizleri yapmanızı, matematik problemleriyle uğraşmanızı ya da daha çok kitap okumanızı söylemeyeceğim. Kimsenin böyle saçmalıklarla kaybedecek vakti yok. Onun yerine, size gerçekten yardımcı olabilecek şeylerden bahsedeceğim:

Yalan söylemek, laf çarpıtmak, üste çıkmak ve çamura yatmak gibi.

Örneğin eve gelirken getirmenizi istedikleri bir şeyi mi unuttunuz? Ne var bunda? Sokak köpeklerinden kaçarken ya da inşaatlarla iç içe geçmiş kaldırımlarda cambazlık yaparken bir de mısır ekmeğini mi düşünecektiniz? Eve geldikten kısa bir süre sonra evdeki bir ya da daha fazla insan, elinizi boş görmelerinin doğal sonucu olarak sizden istedikleri şeyi almadığınızı yüzünüze vuracaklar. Sanki bilmiyormuşsunuz gibi. Yapmanız gereken şey basit. Şöyle diyeceksiniz:

 

“Kalmamış!”

 

Bunu kim yer diye düşünüyor olabilirsiniz. Herkes! Hayatınızda kaç kere bir şeyin kalmadığını, bir şeyi bulamadığınızı söyledikten sonra insanların ellerine telefon alıp bakkalı falan aradığını gördünüz? Büyük ihtimalle hiç. Eğer yapıyorlarsa da, kötü bir yalancı olarak nam salmışsınız demektir. Üzülmeyin, başka tavsiyelerim de var.

Kullanabileceğiniz diğer bir yöntem, unutulan ‘x’ hakkında, “Ben ‘y’ anlamışım” savunmasıdırBu durumda, unuttuğunuz şeyi size kalkık kaşlarının altından attığı bakış eşliğinde nazikçe kafanıza çarparak hatırlatan kişiye, ortada unutkanlıktan ziyade, basit bir iletişim problemi olduğunu göstermiş olursunuz. Büyütülecek bir olay değil.

Örnek:

…İşte Ayvalık’tan döndükleri zaman onu da soracaklar.

Ayvalık mı? (Canım unutkan)

Dedim ya Ayvalık’ta yazlıkları var diye! (Ne var? Bir daha de? Bu gereksiz cümleyi söylerken harcadığından az enerji harcarsın)

Aa pardon ben Aydın anladım onu.

He yok Ayvalık.

İşte bu kadar.

Sırada neden bahsedildiğinden biliyormuş gibi yapma numarası var. Bu yöntem genelde bir şeyi hatırlayıp hatırlamadığımızın sorulduğu -ve bizim de tabii ki hatırlamadığımız- durumlarda kullanılabilir. Daha çok insanların geçmişte yaşanmış genelde eğlenceli/ilginç olayları anlatmadan önce sordukları sorulardan bahsediyorum. Zaten hatırlayıp hatırlamadığınızı sorduktan sonra genelde sizden olayı anlatmanızı istemezler. Anlatmak genelde insanların hoşlarına gideceği için onlar anlatır, siz de biliyormuş gibi kafa sallarsınız. Ha iki kişinin olduğu bir ortamda o iki kişinin de hatırladığı bir olay ne diye bir daha anlatılır bir de o var ama, o da ayrı bir tartışma konusu. Sizden anlatmanızı isterlerse, “Aa yok sen daha iyi anlatıyorsun” diye cevap verin. Unutmayın, ne sorarlarsa sorsunlar hatırlıyorsunuz, ve ne söylerlerse söylesinler güleceksiniz, kafa sallayacaksınız ya da kahkaha atacaksınız. Bunun biraz başkalarının duygularıyla oynamak olabileceğini söyleyebilirsiniz. Doğru. Ama orası beni ilgilendirmiyor.

 

En sevdiğim -ve sık kullandığım- yöntemlerden birine geldik. Buna kısaca “…ne demiştin?” yöntemi diyorum. Özellikle hızlı ilerleyen ikili diyaloglarda güvenle kullanabileceğiniz bu yöntem, aslında tam bir aldatmaca sayılmaz. Çünkü söyleneni unuttuğunuzu zaten kendiniz itiraf etmiş olursunuz. Ama bunun başka bir şekilde anlaşılmasından kat kat iyidir. Çünkü bu yöntem ustaca kullanıldığında, bir yandan karşınızdakini dinlediğinizi de belirtmiş olacağınız için olumsuz tepki almaz. Konuşma akmaya devam eder. Uygulaması şu şekilde: Diyalog esnasında, karşınızdaki kişinin size az önce söylediğinden ama sizin aklınızdan çıkmış olabileceğinden şüphelendiğiniz bir şeyi sormak için, “x neydi” demek yerine, gözlerinizi kısıp “x ne demiştin?”  diyeceksiniz. Belki aralarında fazla bir fark olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Birincisinde “Az önce söyledim ya!”  gibisinden bir tepki alacakken, ikincisinde, hiçbir ayıplama ile karşılaşmadan, hiçbir şey olmamış gibi, direkt sorunun cevabını alacaksınız ve konuşma devam edecek. Şöyle:

Sonra da sinemaya geçeriz işte. Sınavım ne zaman demiştin?

Pazartesi.

Emin olun “Sınavın ne zaman?” diye sormak ile bunun arasında çok fark var.

Bir de unutkan ya da değil herkesin başına muhakkak gelmiş -ve gelmeye de devam edecek olan- isim unutma olayı var. Unutmak istediğimiz isimleri bir türlü unutamazken, unutmak istemediklerimizi çok çabuk unutabiliyor olmamız ilginç değil mi? Değil, çünkü yeni tanıştık ve unutkanız. Bir gün bir kızla buluşmuştum ve adını bile bilmiyordum. Bütün gün öyle geçti. Evet, kimse size kendi ismini sormayacağı için, bir ismi unutmuş olduğunuz gerçeğini o ismin sahibinden uzun bir süre boyunca gayet etkili bir şekilde gizleyebilirsiniz. Ama karşınızdakinin ismini acil olarak tekrar öğrenmeniz gerekiyor ise, bu konuda da size yardımcı olabilecek bazı önerilerim var. 

Örneğin karşınızdakinden size e-mail adresini vermesini isteyebilirsiniz. “Adım soyadım @ hotmail işte” demez umarım. Ya da sizi Facebook’tan eklemesini isteyebilirsiniz. Ya insanlara hızlı hızlı sorular sorup sonunda bir renk ve nesne söylemelerini istediğiniz o oyunu oynatıp, diğer sorular arasında ismini de sorabilirsiniz. Yaratıcılığınızı kullanın.

Umarım bu bilgiler günlük hayatınızda işinize yarar. Unutmayın; unutmak ayıp değil, unuttuğunu belli etmek ayıptır.

Resim: thebarrowboy(Ben de kesip siyah beyaz yaptım)

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlarınız: