Kaç Yaşındasınız?

Yazan: Salı, Mayıs 24, 2016 0 , , Permalink 0

“İdam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar.”

-Attila İlhan

 

“Aslında hepimiz idam mahkumlarıyız.”

-Ben

 

Kaç yaşındasın?

Bilmem…Her sene değişiyor.

-Anonim

 

Dünyanın en zor sorusunu bilmiyorum -benim adayım “Neden?” olurdu- ama en azından sağlıklı insanlar için dünyanın en kolay sorusunun “Kaç yaşındasın?” olduğundan eminim. Eğer “İsmin ne?” sorusunun daha kolay olduğunu düşünüyorsanız size bu ülkede ismi Keklik, Abaza, Satılmış hatta Cem olan insanların yaşadığını söyleyecek ve bu konudaki kararınızı tekrar gözden geçirmenizi rica edeceğim. Artık dünyanın en kolay sorusunun “Kaç yaşındasın?” olduğundan eminsek, konuya girebiliriz.

Neden birçok insan dünyanın en kolay sorusuna yanlış cevap vermekle kalmayıp, verdikleri yanlış cevabı savunmak adına, sonlandırmak için ilkokul birinci sınıf matematiğinden daha fazlası gerekmeyen anlamsız bir tartışmaya giriyor?

Konuşmak bedava

Yazan: Perşembe, Eylül 3, 2015 0 , , , , Permalink 2

konuşmak bedava

yazmak da öyle

geç olur vakit

haydi o halde…

                                                      -anonim

a. Facebook’ta paylaşılan bir ölüm haberini beğenmek tam olarak ne anlama geliyor?

b. Facebook demişken…Sık sık gözlemlediğim bir olay var: Birisi bir şey paylaşıyor. Başka birisi de onu görüp, beğenmeden paylaştıktan sonra o paylaşımı ilk yapan kişi “Paylaşmışsın bari bir beğenseydin!” gibisinden bir şey söylüyor. İyi de…Şarkıyı sen mi besteledin be adam! Ya da resim diyelim, tabloyu sen mi yaptın! Sen paylaşırken Jack Nicholson’dan ya da Bruno Mars’tan izin aldın mı? Bu tepki o kadar benimsenmiş ki bazıları bir şeyi paylaşmadan önce altına bir yorum bırakıp “İzninle paylaşıyorum.” ya da “İzninle çalıyorum.” diyor. Ne için kimden izin istiyorsunuz?

Eğer…

Yazan: Perşembe, Ağustos 13, 2015 0 , , , Permalink 0

İnsan içindeyken birden ter kokuyor olabileceğinizden endişelenip, hızlı bir şekilde anlamak için omzunuzun arkasını kaşır gibi yapıp kimseye çaktırmadan derin bir nefes alıyorsanız, kredi kartınız ile ödeme yaparken kasiyere “şifrenizi şuraya girin” dedirtmeden şifrenizi hızlı bir şekilde girebilmek için hazır bekliyorsanız, dolmuşun en arkasındayken şoföre “müsait bir yerde” demeden önce sesinizi duyuramayıp rezil olma korkusu yaşıyorsanız, çıkarken iyi günler ya da iyi akşamlar dilediğiniz bakkal size karşılık vermediğinde sinirleniyorsanız ve aklınızdan “bende kabahat senin gibi….” gibisinden bir cümle geçiyorsa, para çekmek için bankamatiğe gittiğinizde önünüzdeki adam/kadın -ama genelde yaşlı birisi- bir hesaba yatırmak üzere cüzdanından para çıkartıp düzeltmeye başladığında ömrünüzden yıllar geçiyormuş gibi hissediyorsanız, kalabalık bir ortamda muhabbet esnasında bir dizi kahkahayla karşılanacağından emin olduğunuz, kitaplara geçmeye layık son derece zekice bir espri yaparken diliniz üst üste iki kere sürçüp sizi kıpkırmızı bırakıyorsa ve yine de gülen insanların esprinin gerçek potansiyelini gördüklerinden mi yoksa size acıdıklarından mı güldüklerine emin olamayıp kendi kendinizi yiyorsanız, yolda uzakta tanıdığınız birini tam birbirinizi geçme anında görüp o anın şaşkınlığıyla arkanıza da dönemeyip yürümeye devam ettiğinizde ne kadar ayıp etmiş olabileceğinize canınız sıkılıyorsa, kredi kartınız ile bir şey almaya gitmeden önce limitin yeterli olduğunu gayet iyi bilmenize rağmen “bir de yetersiz limit deyip beni rezil ederse” düşüncesiyle her ihtimale karşı nakit de çekiyorsanız, sınavdan kaç beklediğiniz sorulduğunda yüksek bir sayı söylemeye utanıyorsanız, uzak akrabalarınıza yapacağınız başın sağ olsun ya da iyi bayramlar aramaları öncesi telefonu çevirene kadar nasıl konuşacağım diye bin bir takla atıyorsanız, çoğunun yeni tanıştığınız insanlardan oluştuğu bir toplulukta muhabbet esnasında sürekli sessiz kalıyor, dakikalar ilerledikçe bu yüzden gitgide daha çok geriliyor ve kimsenin pişkin bir şekilde “ee sen hiç konuşmadın ya” gibi zekice bir gözlemde bulunmaması için dua ediyorsanız, tek başınıza sinemaya gitmek sizin için topluluk önünde konuşma yapmak gibi bir şeyse, sizden yaşça büyük birisi eve paket servis ile yemek getirdiğinde “bahşiş versem mi vermesem mi? Ayıp olur mu?” gibi sorular ile canınızı sıkıyorsanız…

Büyük ihtimalle boku yediniz. Her sene düzenli olarak kanser taramaları yaptırmanızda fayda var…

Düşünmen yeter, düşünmemiz yetmez

Yüz yıldır sağ bileği için pek hayırlı olduğu söylenemeyecek bir pozisyonda düşünmekle meşgul olan Düşünen Adam’a sorun bakalım, bunca zamandır düşünüyorsun, sonuç ne oldu diye. Bakalım ne cevap verecek. Ben sizi zahmetten kurtarayım: Hiçbir şey diyemeyecek. Hiçbir şey diyemeyecek çünkü HDMI kablosu, pena, kalem pil ya da kırmızı pul biber gibi, düşünmek de tek başına bir işe yaramıyor. Örneğin ben üniversite sınavını kazanmayı düşünüyordum ama kazanamadım. Sonra tekrar sınava girdim. Yine kazanmayı düşünüyordum. Yine kazanamadım. Demek ki düşünmek yetmiyormuş. Bir de bir şeyi çok düşünürsen/istersen olur diyenler var. Bu lafı uzun uzadıya tartışmaya bile gerek yok aslında. Yıllardır dünyadaki savaşların, hastalıkların ve açlığın bitmesini isteyen, bunu düşünen o kadar insan var örneğin. Ya da ben, yıllardır Rolling Stones’un Türkiye’ye tekrar gelmesini istiyorum. Ne açlık bitti, ne de Rolling Stones Türkiye’ye tekrar geldi…Demek ki bir şeyi çok düşünüp istemek de tek başına yeterli olmuyormuş.

Tatlı rüyalar gerçekten de tatlı mı?

Pek değil…

Birisine tatlı rüyalar dilemenin aslında onun için kötü bir şey temenni etmek olabileceği hiç aklınıza geldi mi? Herhalde gelmemiştir çünkü büyük ihtimalle benim aksime işi gücü ve dolayısıyla düşünecek daha önemli şeyleri olan insanlarsınızdır. Yine de bir şekilde kader -ya da internet bağlantınız- sizi buraya getirdiyse, en azından şu an için yapacak daha iyi bir işim olmadığından size biraz tatlı rüyalardan bahsetmek istiyorum.

Birisinin tatlı, güzel ya da mutlu rüyalar değil, gerçekçi kabuslar görmesinin onun için çok daha iyi olduğunu ve dileklerinizi bu gerçeği göz önünde bulundurarak dilemeniz gerektiğini düşünüyorum.

Neden mi?

Tanıştığımıza memnun olmadım, görüşmeyelim

Yazan: Perşembe, Kasım 20, 2014 2 , , , , Permalink 2

Birini yıllardır, diğerini ise saniyelerdir tanıdığımız insanlara söylediğimiz, genelde bir gülümseme ile birlikte gelen ve her ne kadar samimi görünseler de aslında son derece samimiyetsiz olan iki sözden bahsetmek istiyorum:

Görüşelim.” ve “Tanıştığımıza memnun oldum.

“Aşk mı para mı?” sorusu üzerine

Yazan: Perşembe, Kasım 13, 2014 0 , , , Permalink 0

Yıllardır dünyadaki en saçma sorular listesinde “Issız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey ne olurdu?”  ile birlikte zirveye oynayan “Aşk mı para mı?” sorusu, günümüzde hala fazla düşünmeden sorulmaya ve yine fazla düşünmeden cevaplanmaya devam ediyor. Zaten düşünüyor olsaydık büyük ihtimalle soracağımız soru da “Aşk mı para mı?” olmazdı.

Evrende bir yerlerde bir uzay aracının varoluş tarihinde ilk kez bir kuyruklu yıldızın üzerine iniş yaptığı şu saatlerde benim derdim de keşke bu saçma soru olmasaydı ama, söylenmesi gerekenleri de söylemek lazım.

“Aşk mı para mı?” sorusuna verilen cevaplar genelde çocukken/gençken “Aşk”  ile başlayıp, hayatımıza sokması bir sevgiliden daha kolay, ama çıkarması çok daha zor olan kredi kartı borçları ve faturaların aklımızı bolca meşgul ettiği yetişkinlik yıllarımızda “Para”ya dönüşür. Ama nedense şunu sormayız:

Aşk mı para mı?” ne demek? Bu soru ne anlama geliyor?

İstikrarlı unutkanlar için hayatta kalma rehberi

Yazan: Pazar, Kasım 9, 2014 0 , , , Permalink 0

Unutkanlık, insanoğlu olarak tarih sahnesine ilk adımlarımızı attığımız zamanlardan beri yaşadığımız bir sıkıntı. İki milyon yıllık evrim sürecinin bile bu sorunu ortadan kaldıramadığını düşünürsek, yaşadığımız müddetçe unutkanlıkla baş etmek zorunda olacağımızı söyleyebiliriz. Bu durum herkes için çok büyük bir problem olmasa da, bazıları için unutkanlık arada bir yaşanan “Tüh!” anları ile sınırlı kalmayıp, başlı başına bir yaşam biçimine dönüşebiliyor.

Kendimi de rahatlıkla bu “bazıları” dediğim, sürekli doğum günlerini, randevuları, yapılacak işleri unutan grubun arasında görüyorum ve tecrübeli bir üyeleri olarak kendilerine hayatlarını kolaylaştıracak bazı tavsiyeler vermek istiyorum.

Merak etmeyin. Bulmaca çözmenizi, zihin egzersizleri yapmanızı, matematik problemleriyle uğraşmanızı ya da daha çok kitap okumanızı söylemeyeceğim. Kimsenin böyle saçmalıklarla kaybedecek vakti yok. Onun yerine, size gerçekten yardımcı olabilecek şeylerden bahsedeceğim:

Yalan söylemek, laf çarpıtmak, üste çıkmak ve çamura yatmak gibi.

Can sıkan insanlar birliği

Yazan: Pazartesi, Kasım 3, 2014 0 , , , , Permalink 0

Kendimi tehlikeye atıp, ülkemizde uzun yıllardır faaliyet gösteren ve yıllardır gücüne güç, hayatlarımıza da sıkıntı katan bir örgütten bahsedeceğim.

İyi gözlemcilerin başlıktan da çıkartabileceği gibi örgütün adı Can Sıkan İnsanlar Birliği.

Kendileri yıllardır sizin benim gibi normal insanların normal hayatlarını çekilmez kılmak için durmak bilmeden çalışıyorlar. Her meslek, yaş ve cinsiyetten çok sayıda üyeleri var, tatil yapmıyorlar ve günün her saati her yerde olabilirler. Onları en tehlikeli kılan şey ise, yasa dışı bir şey yapmıyor olmaları. Eylemleri, yasa dışı olan birçok hareketten daha rahatsız edici de olsa, kanunlardaki boşluklar sayesinde her yaptıkları yanlarına kalıyor ve ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşmaya devam ediyorlar. Ama artık bir şeylerin değişmesi lazım. Umarım örgütün en önemli elemanlarını deşifre edeceğim bu yazı, bu yolda ilk adım olur.

İşte örgütün elebaşları:

Hayatın çok da güzel olmadığı anlar

Yazan: Pazartesi, Ekim 6, 2014 0 , , , Permalink 1

Soruya soruyla karşılık vermek çok hoş bir davranış olmasa da ne yazık ki yeteri kadar detay içermeyen bazı sorular bunu gerekli kılıyor. Örneğin hayat güzel mi sorusu benim aklıma ister istemez şu iki soruyu getiriyor:

Kimin hayatı?

Ne zaman?

Hangi insanın hayatı ne zaman ne kadar güzel bilemem. Ama her insan için hayatı çekilmez kılacak belli başlı durumlar var ve bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

İşte insanın içindeki yaşama sevincini bitiren, gözlerindeki parıltıyı söndüren o talihsiz anlardan bazıları: