İstikrarlı unutkanlar için hayatta kalma rehberi

Yazan: Pazar, Kasım 9, 2014 0 , , , Permalink 0

Unutkanlık, insanoğlu olarak tarih sahnesine ilk adımlarımızı attığımız zamanlardan beri yaşadığımız bir sıkıntı. İki milyon yıllık evrim sürecinin bile bu sorunu ortadan kaldıramadığını düşünürsek, yaşadığımız müddetçe unutkanlıkla baş etmek zorunda olacağımızı söyleyebiliriz. Bu durum herkes için çok büyük bir problem olmasa da, bazıları için unutkanlık arada bir yaşanan “Tüh!” anları ile sınırlı kalmayıp, başlı başına bir yaşam biçimine dönüşebiliyor.

Kendimi de rahatlıkla bu “bazıları” dediğim, sürekli doğum günlerini, randevuları, yapılacak işleri unutan grubun arasında görüyorum ve tecrübeli bir üyeleri olarak kendilerine hayatlarını kolaylaştıracak bazı tavsiyeler vermek istiyorum.

Merak etmeyin. Bulmaca çözmenizi, zihin egzersizleri yapmanızı, matematik problemleriyle uğraşmanızı ya da daha çok kitap okumanızı söylemeyeceğim. Kimsenin böyle saçmalıklarla kaybedecek vakti yok. Onun yerine, size gerçekten yardımcı olabilecek şeylerden bahsedeceğim:

Yalan söylemek, laf çarpıtmak, üste çıkmak ve çamura yatmak gibi.

Hayatın çok da güzel olmadığı anlar

Yazan: Pazartesi, Ekim 6, 2014 0 , , , Permalink 1

Soruya soruyla karşılık vermek çok hoş bir davranış olmasa da ne yazık ki yeteri kadar detay içermeyen bazı sorular bunu gerekli kılıyor. Örneğin hayat güzel mi sorusu benim aklıma ister istemez şu iki soruyu getiriyor:

Kimin hayatı?

Ne zaman?

Hangi insanın hayatı ne zaman ne kadar güzel bilemem. Ama her insan için hayatı çekilmez kılacak belli başlı durumlar var ve bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

İşte insanın içindeki yaşama sevincini bitiren, gözlerindeki parıltıyı söndüren o talihsiz anlardan bazıları:

Başınızı öne eğin, ve telefonunuzu kurcalamaya başlayın…İsterseniz tabii

İnternetin hayatımızın belki de en önemli parçası haline gelmesinden kısa bir süre sonra, zaten yeteri kadar vaktimizi almakta olan cep telefonları da artan kapasiteleri ve yeni özellikleriyle bilgisayarlara yetişti ve böylelikle interneti kullanma şeklimiz bir çeşit evrim geçirmiş oldu.

Tam olarak ne zaman ve nasıl olduğunu anlayamadan -özellikle de internetin ülkemizdeki kullanım şekli ve amacını düşünürsek- oturma odamızdaki masaüstü bilgisayarda yaptığımız birçok şeyi, kalabalık bir otobüste bir elimizi jimnastikçi misali bir demirden ötekine usulca atarken diğer elimizde tuttuğumuz bir telefonda da yapar olduk.

Tabii durum bu olunca, doğal olarak bilgisayar başında fazla vakit geçiren insanlara yönelik eleştiriler, çok kısa sürede akıllı telefonları ile fazla içli dışlı olan insanlara uyarlanmaya başladı.

“Bilgisayar başından kalkmaz”, bir anda “Telefonunu elinden düşürmez” olurken, bir zamanların “Bilgisayarı kapat da biraz dışarı çık“ı da artık “Kafanı şu telefondan kaldır biraz” olmuştu. Çünkü artık sadece dışarı çıkmak yeterli değildi.

50 kelimelik hikayeler #1

Yazan: Çarşamba, Haziran 18, 2014 0 , , , , Permalink 0

mirsa_ideal

Babası, “Ben sana memur olamazsın demedim. Adam olamazsın dedim!” diye bağırdı kaşlarını çatarak. Genç, boynunu eğdi ve “Ama ben memur da olamadım.” diye karşılık verdi. Kardeşi, “Ben adam olur ama memur olamaz diyordum.” dedi. Annesi ise “Benim oğlum hem memur hem de adam olur!” diye çıkıştı. Herkesin beklentilerini karşılamak imkansızdı.

resim:wildavis.org