Düşünmen yeter, düşünmemiz yetmez

Yüz yıldır sağ bileği için pek hayırlı olduğu söylenemeyecek bir pozisyonda düşünmekle meşgul olan Düşünen Adam’a sorun bakalım, bunca zamandır düşünüyorsun, sonuç ne oldu diye. Bakalım ne cevap verecek. Ben sizi zahmetten kurtarayım: Hiçbir şey diyemeyecek. Hiçbir şey diyemeyecek çünkü HDMI kablosu, pena, kalem pil ya da kırmızı pul biber gibi, düşünmek de tek başına bir işe yaramıyor. Örneğin ben üniversite sınavını kazanmayı düşünüyordum ama kazanamadım. Sonra tekrar sınava girdim. Yine kazanmayı düşünüyordum. Yine kazanamadım. Demek ki düşünmek yetmiyormuş. Bir de bir şeyi çok düşünürsen/istersen olur diyenler var. Bu lafı uzun uzadıya tartışmaya bile gerek yok aslında. Yıllardır dünyadaki savaşların, hastalıkların ve açlığın bitmesini isteyen, bunu düşünen o kadar insan var örneğin. Ya da ben, yıllardır Rolling Stones’un Türkiye’ye tekrar gelmesini istiyorum. Ne açlık bitti, ne de Rolling Stones Türkiye’ye tekrar geldi…Demek ki bir şeyi çok düşünüp istemek de tek başına yeterli olmuyormuş.

Düşünmen yeter yaklaşımı, aldığımızda sevinmiş rolü yaptığımız yarım elma gönül alma hediyelere verilen bir tepki olarak kullanılmalı ve orada kalmalı diye düşünüyorum. Şahsen samimi buluyor değilim ama pek bir zararı da yok. Düşünmen yeter demeye devam edin. Bir gün biri doğum gününüzde size bir şey almadığını, ama almayı aklından geçirdiğini söylerse de şaşırıp kalmayın.

Asıl sorun, yapmak istediğimiz/yapmamız gereken birçok şeyi de düşünme evresinde bırakıyor oluşumuz. Çünkü düşünmek daha az zahmetli. Çünkü düşünmek daha ucuz. Çünkü düşünmek daha güvenli. Bunlarla birlikte -en azından zaman zaman kendimde gözlemler gibi olduğum kadarıyla- düşünmek daha tatmin edici de olabiliyor. Şöyle ki, yapmak istediğimiz bir şeyi doğal olarak önce kafamızda canlandırıyoruz. Hayal kurmak da çok az maliyetle oldukça hızlı sonuçlar veren bir uğraş olduğu için kafamızda canlandırdığımız bu görüntü kusursuza yakın oluyor. İşte tam burada devreye mantık üniforması giymiş tembellik giriyor ve yapmak istediğimiz şeyi kafamızda gayet başarılı bir şekilde canlandırabilmiş olmaktan haksız bir memnuniyet duyan bize, o kadar kusursuz bir sonuca ulaşmamızın en azından şu an imkansız olduğunu, biraz beklememizin daha iyi olacağını söylüyor. Siz de bekliyorsunuz tabii. Pardon! Biz de bekliyoruz tabii. Bekliyoruz çünkü önermedeki doğruluk payı beklememiz için yeterli. Çünkü beklemek daha az zahmetli. Çünkü beklemek daha ucuz. Çünkü beklemek daha güvenli. Bir süre sonra da kusursuz hayalimizi kişisel zihin müzemizdeki yerine, oyun arkadaşlarının yanına yerleştirip başka hayallere doğru yol alıyoruz.

Yapılmak istenen şeyin ne olduğuna göre değişir tabii ama dediğim gibi hayal edilene ulaşmanın en azından o an için imkansız olduğu düşüncesinde genelde doğruluk payı olur. Bulunduğumuz an sahip olduğumuz bilgi, tecrübe, zaman, sermaye ve daha başka birçok şey ideal olana ulaşmak için yeterli olmayabilir. Fakat bu, harekete geçmemize engel olmamalı. O an sahip olduklarımızı kullanarak bir -ya da birkaç- adım atıp ortaya mükemmel sayılamayacak sonuçlar çıkarmalı ve o noktadan sonra da onları daha ileriye götürmek için çalışmalıyız. Bir yerden başlamak lazım. Kusurlu bir şey yapın ve o andan itibaren onu daha iyi bir hale getirmek için uğraşın. Ya da bir tecrübe edinmiş olun, ondan sonraki denemelerinizde daha iyi işler çıkarın. Örneğin bir web sitesi yapmak istiyorsunuz diyelim. Aklınızda çok güzel şeyler var ama şu anki bilgi, tecrübe ve imkanlarınız ile ortaya ancak şunu çıkartabiliyorsunuz. Olsun. Onu yapın ve artık kendinizi onu geliştirmeye adayın. Yarın birkaç şey daha öğrenip birkaç şey daha ekleyin. Ertesi gün bir iki şey daha öğrenin, bir iki şey daha ekleyin. Pes etmediğiniz müddetçe siteniz sürekli gelişecek ve bir gün şuna benzeyecek. Ya da bir kısa film çekmek istiyorsunuz ve hayalinizde bir HD kamera ile boğaz manzaralı bir yerde çekim yapmak var. Olsun. İlk filminizi telefonunuzun fotoğraf makinesi ile sahilde çekin. Vizyonumu bozamam diyorsanız da şimdilik başka bir şey yazın, onu çekin. Bir şeyler yapın. Eğer gerçekten isterseniz her şeyi yapabilirsiniz falan demeyeceğim, birçok şeyi gerçekten isteseniz de yapamazsınız ama yapabileceğiniz birçok şeyi de tembellik, çekingenlik ve yersiz korkulara kurban etmeyin. Bir potansiyeliniz varsa, onu kullanın.

Kişisel gelişimciler gibi konuşmaya başlamadan konuyu kapatsam iyi olur. Diyeceğim o ki düşünmeden hareket etmek ne kadar kötüyse, düşünüp de hareket etmemek de o kadar kötü. Sorunlarla karşılaşacaksınız diye adım atmaktan korkmayın. Bir yerlerden başlayın. Düşünüyorsunuz, öyleyse yapın!

Fotoğraf: Brian Hillegas
Heykel: Auguste Rodin

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlarınız: