%100 dürüst bir dünyadan sahneler

Dürüstlüğün en sevdiğim erdem olduğunu söyleyebilirim. Ya da en sevdiğim erdemlerden biri diyeyim zira diğerleri şu an aklıma gelmiyor. Dürüstlük bir cesaret eylemidir. Tabii cesaret kelimesini burada hangi anlamda kullandığımı da belirtmem lazım. Fikirlerine pek katılmadığım, hatta okurken genelde sinirlendiğim ama yine de kendimi sürekli okurken bulduğum gazeteci/yazar Peter Hitchens’ın da çok güzel bir şekilde hatırlattığı gibi, gerçek -ve değerli- cesaret korkusuzluk değildir. Korkuyor olmanıza rağmen, doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmak için bir adım atabilmenizdir. Dürüstlük de böyle bir şey.

Bunu Kurgu kategorisine eklemeyi uygun gördüm. %100 dürüstlükten bahsediyorsak kendisini kurgu dışında bir yerlerde görmemizin imkansıza yakın olduğunu da kabul etmemiz lazım. Mutlak gerçeğin kendine ancak kurguda yer bulabilmesi düşündürücü değil mi?

Başlıyorum…

Sayıklamalar

“Zamanı gelmiş bir fikrin önünde hiçbir ordu duramaz.”

-Victor Hugo

Konuşulmayı hak eden -ya da hak etmeyen- belli başlı konulardan kısa kısa bahsetmek istiyorum. Hepsi hakkında iki yüz – üç yüz kelimelik ayrı ayrı yazılar da yazabilirdim tabii ama o zaman da bu blog ziyaretçileri iki dakika daha tutabilmek adına atmadığı takla kalmayan sitelere benzerdi. Yani hemen hemen her siteye. Neyse, sonuç olarak ayrı ayrı başlıklar açmak istemediğim sayıklamalarım için böyle bir yazı yazmayı uygun gördüm. Başında editör bulunmayan bana ait bir sitede yazdığımı düşünürsek de, bir şeyi uygun görmem onun uygun olduğu anlamına geliyor.

Arabesk lakırtılara Garp’tan nağmeler

Yazan: Salı, Aralık 9, 2014 0 , , , Permalink 0

Genelleme yapmak, kalabalığın içindeki birisinin kafasına içi su dolu bir balon fırlatmak gibi bir şey.  Hedefi vursanız bile ister istemez hiçbir suçu olmayan insanları da ıslatıyorsunuz. Şahsen pek tercih ettiğim bir yaklaşım değil. Ama bazı konularda herkes ıslanmayı hak eder. Bu bazı konulardan bir tanesi de aşk.

Aşk…Yaşınız, ilgi alanlarınız, oturduğunuz semt, aile değerleriniz ve kendinize dokunurken hayal ettiğiniz ünlüler ne kadar farklı olursa olsun hayatınızda en az bir kez başınıza gelmiş bir fenomen. Burada aşkın insana yaptırabileceklerinden bahsederek vakit kaybetmeyeceğim. Zira kadınsanız bunları düşünmüş ve arkadaşlarınıza anlatmış, erkekseniz de yapmışsınızdır. Defalarca…Onlar için bir çare olmadığını düşünüyorum. Ben daha çok, aşkın insana söyletebileceklerinden, ve bunları söylemekte zorluk çeken insanların işine yarayabilecek alternatiflerden bahsetmek istiyorum.

Yukarıda bahsettiğim gibi herkes aşkı bir şekilde hissediyor olsa da, herkes hislerini kelimelere dökmek konusunda rahat değil. Bir an için akla bir insan başka bir insana gayet rahat bir şekilde hakaret edebiliyorken neden iş birisine onu sevdiğini söylemeye geldiğinde şekilden şekle giriyor sorusu gelmiyor değil. Ama şu an ondan bahsetmek konunun dışına çıkmak olurdu. Evet, aşk insanların ağzını birtakım cümleler ile doldursa da bazı insanlar ilgi alanları ve o ilgi alanlarının belirlediği genel tarzları yüzünden bu cümleleri dışarı çıkarmakta zorlanabilirler . Örnek vermek gerekirse, dün Edward Albee’nin oyunlarında gözlemlediğiniz Samuel Beckett etkisinden bahsettiğiniz bir insana bugün “Ya benimsin ya da toprağın!!” ya da “Seni anan benim için doğurmuş” diyemezsiniz. Yani diyebilirsiniz, ama demek isteyeceğinizi sanmıyorum.

İşte böyle anlarda kullanabileceğiniz, aynı hisleri biraz daha içinize sinecek şekilde ifade etmenize yardımcı olacak birkaç parça: