Güneş gözlüğü hayat kurtarır

Kahverengi bir Wayfarer takıp sokağa çıktığında kendini bir rock yıldızı gibi hissetmediğini söyleyen adam, ya yalan söylüyordur, ya da kahverengi bir Wayfarer takıp sokağa çıktığında kendini bir rock yıldızı gibi hissetmiyordur.

Tamam, onu bir kenara bırakalım. Ne de olsa herkes hayatın güzelliklerini takdir edemeyebilir. Ama bir düşünün. Doğru güneş gözlüğünü takıp aynaya baktığınızda, kuaför saçınızı hiç beklenmedik şekilde tam istediğiniz şekil ve uzunlukta kestiğinde hissettiğinize benzer bir duygu yaşamıyor musunuz? Ya da gözlüğünüzü yavaşça takarken beş bin parçalık zor bir yapbozun son parçasını yerleştirirken yaşayacağınıza benzer bir keyif almıyor musunuz?

Evet. Güneş gözlüğü hayatımızın önemli parçalarından biri. Bize hissettirdikleri hakkında -yukarıda yaptığım gibi- uzun uzun konuşabiliriz. Ama şimdilik gözden kaçırıyor olabileceğimiz ama kesinlikle bilmemiz gereken bazı faydalarından bahsedeceğim:

 

Match Point

Woody Allen’ın yeni filmi Magic in the Moonlight geçtiğimiz hafta sinemalarımızda gösterime girdi. Öyleyse neden 2005 yapımı Match Point‘i incelemiyoruz?

Match Point, Woody Allen’ın bize Manhattan, Crimes and Misdemeanors, Hannah and Her Sisters ve Annie Hall gibi başyapıtlarını verdiği hayat arkadaşı New York’u bir süreliğine terk edip; Paris, Roma ve Barcelona gibi şehirlerle küçük kaçamaklar yaşadığı Avrupa serüvenini başlatan film. Büyük bir ihtimalle de bu serüvenden çıkmış en iyi iş.

Şahsen birkaçını yukarıda yazdığım klasiklerinin bir hayranı olarak, Woody Allen’ın son yıllarda çektiği filmlerin neredeyse hiçbirini izlerken kendimi bir Woody Allen filmi izliyormuş gibi hissetmedim. Çok kendine has bir dili olduğunu ve kariyeri boyunca kendini istikrarlı bir şekilde tekrar ettiğini düşünürsek, kariyerinin ilerleyen dönemleri hakkında birçok hayranının da benim gibi hissettiğine eminim. Yeni filmlerini kötü bulduğumu söylemiyorum tabii. Tam tersine çoğu gayet güzel filmlerdi. Ama hiçbiri Woody Allen’ın filmografisinden konuşurken adından fazla söz edilecek filmler değillerdi.

Match Point hariç.

Bir dizi “Acaba?”

Yazan: Cuma, Ekim 10, 2014 2 , , , Permalink 1

Anatole France, merakın belki de en büyük erdem olduğunu söylemiş. Bir söz internette paylaşıldıysa artık doğruluğunu fazla sorgulamaya gerek yok.

İnsanoğlunun gelişimine meraktan daha çok katkısı olmuş fazla etken bulunamayacağı gibi, merakı temsil etmesi için de “Acaba”dan uygun fazla kelime olmadığını düşünüyorum.

Tarih boyunca çığır açan icatların, önemli keşiflerin, bilimsel gelişmelerin ve her konuda birçok önemli gerçeğin ortaya çıkışının başlangıç noktası hep bir “Acaba?” olmuştur.

Bize de “Acaba?” dedirten şeyler var tabii. Bazen durduk yerde aklımıza bir şey düşer ve her işi bırakıp gözlerimizi boşluğa dikerek “Acaba?” diye başlayan derin düşüncelere dalarız.

İşte “Acaba?” dedirten, dedirtmiyor ise de dedirtmesi gereken bazı konular:

Hayatın çok da güzel olmadığı anlar

Yazan: Pazartesi, Ekim 6, 2014 0 , , , Permalink 1

Soruya soruyla karşılık vermek çok hoş bir davranış olmasa da ne yazık ki yeteri kadar detay içermeyen bazı sorular bunu gerekli kılıyor. Örneğin hayat güzel mi sorusu benim aklıma ister istemez şu iki soruyu getiriyor:

Kimin hayatı?

Ne zaman?

Hangi insanın hayatı ne zaman ne kadar güzel bilemem. Ama her insan için hayatı çekilmez kılacak belli başlı durumlar var ve bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

İşte insanın içindeki yaşama sevincini bitiren, gözlerindeki parıltıyı söndüren o talihsiz anlardan bazıları:

Kötü işlerin ve iyi işsizlerin sorumluları

Şu cümleler tanıdık geliyor mu?

“Biz dizi çekmeyi beceremiyoruz. Bir yabancıların yaptıklarına bak, bir de bizimkilere.”

“Hollywood’da ancak klişe dolu, bol efektli boş filmler çekiliyor. Bir de Avrupa filmlerine bakın. İşte onlar sinemadan anlıyorlar.” 

Büyük ihtimalle geliyordur. Zira birbirini tekrar eden, yüzeysel ve kolay tahmin edilebilir işlerden haklı olarak sıkılan bazı insanlar bu ve benzeri cümleleri yorulmaksızın dile getiriyorlar.

Tepkileri gayet iyi anlıyor ve en azından çıkış noktalarına hak veriyor olsam da bu cümlelerin, doğru gözlemlerin yanlış yorumlanmaları sonucu ortaya çıktığını düşünüyorum.