50 kelimelik hikayeler #5

Yazan: Pazar, Haziran 29, 2014 0 , , , , Permalink 0

mirsa_ideal

Dedektif, odaya adımını attığında, yirmi iki yıllık meslek hayatında eşine rastlamadığı türden bir manzarayla karşılaştı. Duyduğu dehşeti bu zamana kadar üretilmiş kelimelerle ifade etmeye çalışmak zaman kaybından başka bir şey olmazdı. Suratında acı bir ifade belirdi. Usulca eldivenlerini taktı. Annesinin varmasına tam beş saat kalmıştı ve şimdi vakit temizlik vaktiydi.

resim: wildavis.org

Güle güle Murphy…Her kimsen

Yazan: Perşembe, Haziran 26, 2014 0 , , , , Permalink 0

“Bir işin ters gitme olasılığı varsa, o iş ters gider”

Tamam, buradan devam edelim.

Her işin ters gitme olasılığı vardır.

Eğer her işin ters gitme olasılığı varsa, ve ters gitme olasılığı olan işler ters gidiyorsa, Murphy kanununa göre dünyadaki  her işin ters gitmesi lazım.

Dünyadaki her işin ters gitmediği çok açık.

Demek ki, bir işin ters gitme olasılığının olması, o işin ters gideceği anlamına gelmiyormuş.

Bir yasayı daha çürüttük. Haftaya, Türk komedi dizilerini kullanarak termodinamiğin üçüncü kanununu çürüteceğim.

Görüşmek üzere.

Gereğinden fazla kısa bir yazı oldu gibi, akşam biraz daha ciddi bir şekilde devam edeceğim.

Ne diyordum?

Murphy kanununun ilk ortaya çıkışı -bilindiği kadarıyla- 19. yüzyıla denk geliyor. İlk başlarda, biraz daha mütevazi bir şekilde, ters gitme olasılığı olan işlerin yeteri kadar denenirse eninde sonunda ters gideceğinden bahsedilirmiş. Bu, zamanla evrilip çevrilip “Bir işin ters gitme olasılığı varsa, o iş ters gider.” olmuş ve bir şekilde -ismin nedeni ve kaynağı kesin olarak bilinmiyor- Murphy kanunu adını almış.

Düşünmatik telefonlar

Yazan: Perşembe, Haziran 26, 2014 0 , , , , Permalink 0

Alıp başını giden teknolojinin bir sonraki durağının neresi olabileceğini düşünürken aklıma bu saçma enteresan fikir geldi. Yazının başlığı bir sürpriz olasılığını neredeyse tamamen ortadan kaldırdığı için fazla uzatma gereği görmüyorum:

Beyin dalgalarıyla çalışan telefonlar.

Evet. Öne sürdüğüm fikrin bizim dünyamızda gelişmekte olan teknolojiden çok bilim kurgu filmlerine yakıştığını düşünenler varsa, bir iPhone x ya da Samsung Galaxy SX ile – hem birden çok modeli kapsayabileceği için hem de yazının güncelliğini uzun bir süre koruması adına x diyorum- yapılabilecekleri düşünsünler ve kendilerine şu soruyu sorsunlar: Bundan on yıl önce, yakın gelecekte bir cep telefonu ile bunların yapılabileceğini duysalardı inanabilirler miydi?

Bu günlerde otobüslerde, restoranlarda ve hatta sokaklarda sık sık başları öne eğik, elleri durmadan hareket eden insanlar görmek mümkün. Şimdi bunları ellerinde daha büyük tablet/telefonlar -bir tepsi boyutunda hayal edebilirsiniz- ile, başlarını öne eğmiş, ellerini de sabit tutarak sadece gözlerini/başlarını hareket ettirirken düşünün. Ağızlarından salyalar aktığını hayal edin dememe gerek olduğunu sanmıyorum.

Birkaç pürüz var tabii. Beyin dalgası dediğimiz şeylerin beynimizden Profesör Xvari bir şekilde rengarenk yarım yaylar olarak dünyaya yayılan dalgalardan ziyade birbirleriyle iletişim halindeki nöronların oluşturduğu sıkıcı sinyaller olmaları, onlarla nokta atışı yapamayacak oluşumuz, yapacak olsak umurumuzda olacak son şeyin akıllı telefonlar olacağı gerçeği, ve öyle bir durumda dünyanın bir kaosa sürüklenecek olması gibi.

Ama bilim, bugünün engellerini yarının dünün engelleri haline getirmekten ibaret değil midir?

50 kelimelik hikayeler #4

Yazan: Çarşamba, Haziran 25, 2014 0 , , , , Permalink 0

mirsa_ideal

Birden önlerine soluk soluğa kalmış, kan ter içinde bir adam çıktı. Endişeli görünüyordu: “Buralardan oldukça yaşlı, kırmızı çantalı, sendeleyen bir teyze geçti mi?” Geçmişti. Bir insana yardım ediyor olmanın getirdiği eşsiz mutlulukla gülümseyip, karşıdaki ıssız sokağı gösterdiler. Adam gülümsedi. Teşekkür etti, ve cebinden kocaman bir ekmek bıçağı çıkartıp sokağa yöneldi.

resim:wildavis.org

50 kelimelik hikayeler #3

Yazan: Çarşamba, Haziran 25, 2014 0 , , , , Permalink 0

mirsa_ideal

Tepesi fena atmıştı. Soluğu sokakta gördüğü ilk barda aldı. Eski sevgilisine olan nefretini yanına yaklaşmaya çalışan ne idüğü belirsiz erkeklere, o gece yediklerinin bir kısmını da yere kustu. Çıktığında açık kalan gözü, küçük, esmer bir kıza takıldı. Bir sokak çocuğu. Elinde bir bez bebek vardı. Gülümsüyordu. Kız mutluydu. Kız mutluydu.

resim:wildavis.org

Amatör sanatçılar, tahammülsüzlük ve “her önüne gelen”

Yıllardır etrafta ve son zamanlarda daha çok sosyal medyada karşıma çıkan, ve “her önüne gelen” ile bariz bir alıp veremediği olan insanlar beni düşündürüyor. Eminim bu satırları okuyan herkes aşağıdaki cümlelerin hepsini en azından bir kez duymuştur:

“Her önüne gelen fotoğrafçı oldu”

“Her önüne gelen gitarist oldu”

“Her önüne gelen kısa film çekiyor”

“Her önüne gelen şarkıcı oldu”

“Her önüne gelen şair oldu”

Şart olmasa da bahsedilen söz öbeğinin anlatılmak isteneni tam olarak karşılamıyor olmasının altının çizilmesi iyi olur. Gerçekten her önüne gelen elinde fotoğraf makinesi ya da bin liranın altında bir hd kamerayla dolaşıyor olsaydı, inanıyorum ki bu ülke yaşamak için daha güzel bir ülke, bu dünya da yaşamak için daha güzel bir dünya olurdu. Burada genelde iğrenç espriler üretenlerin yaptığını yapıp, bir söz öbeğini kelimesi kelimesine alarak kast edilen -ve insanların o laftan anladıkları- oymuş gibi konuştuğum düşünülebilir. Öyle bir niyetim yok, “her önüne gelen” diyenlerin neyi kast ettiğini biliyorum. Ama yine de, bu tabirin gerçeklerden çok, insanların tahammül edemediklerini fark etme ve onların üzerine yoğunlaşma konusunda ne kadar başarılı olduklarını gösterdiğini düşünüyorum.

Dişçide: Bir korku hikayesi

Yazan: Salı, Haziran 24, 2014 0 , , , , Permalink 1

mirsa_ideal

DOKTOR – Evet…Ağzımızı iyice açıyoruz.

HASTA – Tabii…Ama…Hazır açmışken önce biraz sohbet etsek olmaz mı doktor bey?

DOKTOR – Yani…Kırk beş dakika sonra başka bir hastam gelecek…Bir an önce işe koyulmazsak operasyonu ertelemek zorunda kalabiliriz.

HASTA[stresle güler] – Hi-Hiç problem değil…Rica ederim kendinizi bu kadar strese sokmayın. Yani rahat olun, olmazsa erteleriz.

DOKTOR – İyi misiniz?

HASTA – İyiyim…Hatta…Çok iyiyim…Şimdi düşünüyorum da köküne kadar çürümüş bir dişe üzerinde sağlam bir kafa taşıyan sağlam bir vücudun nazar boncuğu muamelesi yapabilecek kadar iyiyim.[saatine bakar]Zaman da nasıl geçiveriyor şimdiden-[iki saniye duraklar] bir dakika olmuş, isterseniz ben daha sonra-

DOKTOR[hasta sözünü bitiremeden] – Biraz dişçi korkumuz var galiba?

HASTA – Sizi bilmiyorum, ama benim var evet.

DOKTOR – Yapmayın lütfen, siz yetişkin birisiniz!

HASTA – Yetişkinler için farklı aletler mi kullanıyorsunuz yani?

The Hobbit, or there and back again

the-hobbit-first-edition

Bir çok kitaptan bahsederken  iyi, çok iyi, harika hatta olağanüstü gibi sıfatlar kullanılabilir. Biraz daha az sayıda kitaptan bahsederken ise iyi, çok iyi, harika hatta olağanüstü gibi sıfatlar haklı olarak kullanılabilir. Daha da az sayıda kitap, okunduktan saniyeler sonra, insanda hüzün eşliğinde gelen bir tekrar okuma/hiç okumamış olma isteği uyandırır. Bu kitapların iyi kitaplar olduğu rahatlıkla söylenebilecekken, herhangi bir kitabın iyi olması, okuyan üzerinde böyle bir etki yaratacağını garantilemez. Bulantı’nın çok iyi bir kitap olduğunu söyleyen birisi haksız sayılmaz, ama kitap bittikten sonra aklından “Roquentin’i şimdiden özler oldum, keşke şu kitabı hiç okumamış olsaydım da sıfırdan başlayıp bütün sancılarını onunla birlikte tekrar yaşayabilseydim” diye geçireceğini sanmıyorum. Çünkü, ne kadar iyi olduğundan tamamen bağımsız olarak, okuyucuda o etkiyi yaratacak bir kitap değil.

The Hobbit(ya da Bilbo’nun kullanmayı seçtiği başlığı kullanacak olursak There and Back Again), okuyucuda o etkiyi yaratan bir kitap.

50 kelimelik hikayeler #2

Yazan: Pazar, Haziran 22, 2014 0 No tags Permalink 0

mirsa_ideal

“Her günü hayatının son günüymüş gibi yaşa” dedi kendi kendine. Patronuna lafı yapıştırdı, kravatını çıkartıp attı ve sokağa fırlayıp bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda dansetmeye başladı. Hayatta olmanın ötesinde, gerçekten yaşadığını hissediyordu. Hayat buydu. Ertesi sabah kalktığında başı ağrıyordu, ateşi vardı, burnu tıkalıydı ve işsizdi. Elini asprin kutusuna attı. Kutu boştu.

resim: wildavis.org