%100 dürüst bir dünyadan sahneler

Dürüstlüğün en sevdiğim erdem olduğunu söyleyebilirim. Ya da en sevdiğim erdemlerden biri diyeyim zira diğerleri şu an aklıma gelmiyor. Dürüstlük bir cesaret eylemidir. Tabii cesaret kelimesini burada hangi anlamda kullandığımı da belirtmem lazım. Fikirlerine pek katılmadığım, hatta okurken genelde sinirlendiğim ama yine de kendimi sürekli okurken bulduğum gazeteci/yazar Peter Hitchens’ın da çok güzel bir şekilde hatırlattığı gibi, gerçek -ve değerli- cesaret korkusuzluk değildir. Korkuyor olmanıza rağmen, doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmak için bir adım atabilmenizdir. Dürüstlük de böyle bir şey.

Bunu Kurgu kategorisine eklemeyi uygun gördüm. %100 dürüstlükten bahsediyorsak kendisini kurgu dışında bir yerlerde görmemizin imkansıza yakın olduğunu da kabul etmemiz lazım. Mutlak gerçeğin kendine ancak kurguda yer bulabilmesi düşündürücü değil mi?

Başlıyorum…

Sahne: Bir giyim mağazası

– Pardon, bu kazak nasıl durdu acaba?

– Üzerinize oturmadı. Üzülmeyin, kaliteli bir ürün değildir zaten. Neredeyse bir senedir satamadığımız için %50 indirim yaptık.

– Almayacağım o halde. Teşekkürler.

– Rica ederim, iyi akşamlar.

Sahne: Bir fast-food restoranı

– İyi akşamlar…Extra Super Fantastic XXX menüsünden alabilir miyim acaba?

– Paranız varsa tabii ki alabilirsiniz. Damar tıkanıklığı ve kalp krizi şansınızı arttırmak için büyük boy patates ve sabahtan beri kullandığımız yağda kızartılmış soğan halkaları ister miydiniz?

– Tabii ki. Bir şey ne kadar zararlıysa tadı da o kadar güzel değil midir zaten?

– Kesinlikle.

Sahne: Bir iş görüşmesi

– Önceki işinizden neden ayrıldınız?

– Ayrılmadım, kovuldum. Gerçi kovulduktan sonra ayrılmak dışında yapabileceğiniz fazla bir şey olmadığını düşünürsek ayrıldığımı da söyleyebiliriz. Öğlen saatleri geldi mi çalışasım gelmiyor. Ben de internette takılıyor, film falan izliyordum. Patron da bunu anlayınca beni kovdu tabii. Enayi değil ya! Neyse, maaşı konuşalım mı?

Sahne: Bir ev/dekorasyon mağazası

– Merhaba beyefendi. Nasıl yardımcı olabilirim?

– Merhaba. Aslında yakında evleneceğim nişanlımla tuttuğumuz ev için bir koltuk takımı bakmaya gelmiştim ama sizi görünce içimden kıyafetlerinizi parçalayarak çıkartıp şuradaki eskitilmiş ceviz masa üzerinde en azından birimiz bayılana kadar tükürük ve diğer vücut sıvılarını takas etmek geldi.

– Anladım. Kusura bakmayın ama erkek arkadaşım var. Yanlış anlamayın, sırf bir sevgilim var diye başka biriyle yatmayacak değilim. Sadece siz sevgilimi aldatmaya değecek birine benzemiyorsunuz.

– Önemli değil, bu gece kendimle baş başa kaldığımda bu sahneyi kafamda farklı bir şekilde canlandıracağım.

Sahne: Dershane

– Merhaba, oğlumun durumunu soracaktım.

– Durumu iyi. Boyu ve kilosu orantılı, gayet hareketli, sağlıklı ve enerji dolu bir çocuk. Ha derslerdeki başarısını soruyor iseniz durum pek parlak değil. Tamamını kullansa bile pek bir yere gelemeyeceği kısıtlı zekasının da büyük bir kısmını haylazlık için kullanıyor…Ne oldu? Ağlıyorsunuz?

– Oğlum pilot olmak istiyordu.

– Büyük ihtimalle kamyon şoförü olacak. Şansı varsa Coca-Cola reklamında falan oynar.

 Sahne: Herhangi bir yer

– Sana aşığım.

– Ben sana aşık değilim. Ama alıştım sanırım, şimdi ayrılsak boşlukta hissederim kendimi. Niye ağlıyorsun?

– Senden ayrılmam lazım. Ama yapamıyorum çünkü seni seviyorum. Devam edelim, belki zamanla sen de beni seversin.

– Sanmıyorum, neredeyse bir sene olacak sevsem severdim ama, tamam dediğin gibi yapalım. En azından ben başka birini bulana kadar.

***

Acaba herkesin her konuda dürüst olduğu bir dünya daha mı güzel olurdu? Yoksa en azından insan ilişkilerinde mutlu olabilmek için zaman zaman dürüstlüğü bir kenara bırakmaya mecbur muyuz? Evrensel ahlak kanunları var mı? Asal sayıların sırrı ne? Sizce?

Resim: Eddy Berthier

2 Comments
  • Ufuk
    Ocak 7, 2015

    Bu kadar dürüst bir dünyada yaşanmazdı diye başlamak istiyorum. Mesela kuaföre gitti kadın, nasıl göründüğünü sordu herhalde “mükemmel görünüyor!” dan başka cevap duymak istemezdi. Hastanedesin, ölüm döşeğinde yakının yatıyor. Doktora “yaşayacak mı?” diye sorduğunuzda “hiç umut yok!” lafını da duymak istemezsiniz. Yani insanoğlunun fıtratında var bu. Atasözümüz var bir tane bu konuyla ilgili: “Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar!” Ya da The Prestige filminden bir replik var şöyle: “Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.” Filmi izleyenler bilir ne demek istediğimi.

    Her neyse sonuç olarak yalanlarla yaşamak doğal olandır, fazla dürüst bir dünya ütopyadan öteye gidemez bence. Bu güzel yazın iin teşekkür ederim sana. Takipteyim.

  • Tufan Tepedelen
    Ocak 7, 2015

    Tamamen katılmıyor olsam da tek satırdan uzun bir yorum almak her zaman güzel :) Teşekkür ederim, görüşürüz :)

Yorumlarınız: